19 Haziran 2012 Salı

İncinmeye Yedi Yanıt- 3

İncinmeye ÜÇÜNCÜ Yanıt

Düzeltmek... Öyleyse yollarını değiştirmeleri için onlara yardım etmek istiyorsunuz… Birisi toplumun yasaları veya insan ilişkilerindeki uyum yasalarına karşı bir şey yaptığı zaman, cezalandırmak yerine o kişiye düzelmesi için yardım etmenin daha iyi ve bilgece olduğu aşikârdır. Çoğu kişi, düzelmiş bir karakterin, düzelmemiş ve muhtemelen yasa çiğneyen ve şiddet davranışlarına geri dönecek bir karakterden daha iyi olduğunda hemfikirdir. Bir kişinin karakterinin özelliklerini düzeltmek, muhtemelen dünyadaki en zor işlerden birisidir. Pek çok kişisel gelişim kitabının amacı budur.  Gerçekten pişman olup tutum ve davranışlarını değiştiren öfkeli katil ve vahşi ırz düşmanına dair pek çok örnek vardır.  Toplumsal ve kurumsal bir bakış açısından sürecin zamana, dolayısıyla da sabra ihtiyacı vardır, iki tarafın istemesine, dolayısıyla motivasyonla desteklenmesine gerek vardır. Bilgi ve bilgeliğin rehberliği, dolayısıyla da deneyimli bir öğretmen gerekir.  Zaman, motivasyon ve iyi öğretmenlerin hem pahalı, hem de yetersiz olması, bunun çoğu toplum tarafından neden nadiren tercih edilen bir seçenek olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir. 
Bununla beraber, başkalarını düzeltmeyi isteyenler biraz fazla adil hale gelebilirler.  Başkalarını yargılamaya ve eleştirmeye dayanan kendi karakter özelliklerini geliştirirler.  Vizyonları genellikle “karakterlerinin iyileşmesine” ihtiyacı olan kişileri arar.  Bu nedenledir ki, kolaylıkla başkalarında kusur bulma alışkanlığını geliştirirler.  Tıpkı profesyonel bir fotoğrafçının, dünyasını bir dizi olası resim gibi görüp çerçevelemesi gibi, “düzelten karakter” de başkalarını potansiyel düzeltilecek kişiler olarak görme tuzağına düşer.  Onlar ilk olarak başkalarının karakterlerindeki zayıflıklar ve olumsuz özelliklerin neler olabileceğine bakarlar.  Belki de belli bir süre sonra, değişmesi gerekenin diğer kişi değil, değişecek olan “benim” diye idrak ettiklerinde, bir uyanış yaşarlar.  “Düzelten” kişinin bir gün uyanıp “Kendimi gücenmiş, hakarete uğramış, umutsuz, kurban ve incinmiş hale getiren benim” diye fark ettiği an, gerçekten de bir dönüşüm anıdır.
Çatışma yaşarken, kendi duygusal acılarını birbirlerinin üzerine atarken, hatta topluma karşı olan suçlu sözleri izlediğinizde, eğer güceniyorsanız, onların davranışları nedeniyle kendinizi gücenmiş hale getirenin yine “kendiniz” olduğunuzun farkına varın. Diğer kişi sadece kendi söylediğini ve yaptığını söylüyor ve yapıyor, fakat gücenme olarak alan sizsiniz, gücenme hissini yaratan sizsiniz.  Gücendiren sizsiniz…kendinizi.
Bu bulutun içindeyken her şey netleştiğinde, “düzeltme” tutumu ve yaklaşımı dönüşebilir. Aslında “başkalarını düzeltme” arzusunun kılık değiştirmiş hali yargılama ve ayıplamadır.  Şefkat hissettiğimiz bir anda, aniden diğer kişiyi anlama niyeti ortaya çıkabilir.  Yabani ot bahçesindeki bir gül gibi, empati mücadele etmeye başlayabilir ve “düzeltenin” repertuarında yerini bulmaya çalışabilir.  O zaman, düzelten sadece kendisini düzelttiğini fark ettiğinde, başka bir “AHA”(şimdi buldum!) anı gelir. 
Ancak o zaman, artık kendisini düzeltenden ziyade bir güçlendiren olarak gören “düzelten karakter”, başkaları tarafından değerli görülebilir. Onlar yeni-bulunmuş bilgeliklerini hala uykuda olanlara, hala “suç ödenir” inancının etkisinde olanlara, hala orman yasasının tek yasa olduğuna dair yanılsama içinde olanlara faydalı hale getirebilirler. O zaman “düzelten”in rolü uykuda olanları uyandırmak, olumsuz düşünceleri yok etmek ve alışılmış şiddet davranışlarının unutulmasına yardım etmek olur. 
Hatta birkaç idrak sonrasında, “düzelten”,  kötü insanlar, suçlular olmadığını, sadece kendi kötülüklerine inananlar, sadece kendi içsel iyilikleri ile bağlantıyı kaybetmiş insanlar olduğunu, sadece neyin doğru olduğuna dair kendi cehaletleri yüzünden acı çeken ve böyle hareket eden insanlar olduğunu anlarlar.  Ve hatta “düzelten” neticede kötü hiçbir şeyin olmadığını da fark edebilir.  Olaylar vardır, eylemler vardır, koşullar vardır, fakat bunlardan hiç birisi, siz öyle yapmadıkça kötü değildir.  Ve hepimiz bunu nerede bu hale getiriyoruz?  
Kendi zihinlerimizde,  kendi yargılarımızla.  
Bunu fark ediyor musunuz?  Dünyanın “orada dışarıda” olduğunu, sizin yanıtladığınız dünyayı ise “içeride burada” yarattığınızı görebiliyor musunuz? Hepsi sizin bilincinizde, SİZDE olup bitiyor.  Dünya tamamen sizin gördüğünüz gibidir.  Ve nasıl görürseniz, öyle yaratırsınız.  Başkasını nasıl gördüğünüz, onu nasıl yarattığınızdır. Bu genellikle gerçekte olduklarından milyonlarca mil uzaktadır.
Evet, doğru ve yanlış mevcuttur.  Toplumda uyum ve destek yaratan, doğru düşünme ve yaşama şekli vardır ve uyumu geçici olarak bozan, yanlış düşünme ve yaşama şekli de vardır.  Doğru ve yanlış, iyi ve kötüyle aynı şey değildir.  Eğer öyle karar vermezseniz, “kötü” diye bir şey yoktur.  Sadece eski dostumuz bilgisizlik veya aydınlanma vardır.  Bunu görebiliyor musunuz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder