19 Haziran 2012 Salı

İncinmeye Yedi Yanıt- 4

İncinmeye DÖRDÜNCÜ Yanıt
Affetmek... Öyleyse affetme ihsan etmek istiyorsunuz,  geçmişe mazi derler…
 Affetmek çoğunlukla prensipte iyi olarak görülür, fakat uygulamak zordur.  Haddini aştığı zaman bir dostu affetmek, daima tanımadığınız birisini affetmekten daha kolaydır.  Bunun nedeni, bazen bizi onaylamaları için bir şekilde arkadaşlarımıza bağımlı olmamızdır. Eğer onları ayıplarsak, onaylarını kaybedebiliriz. Bununla beraber, bize tamamen yabancıları yargılamak, ayıplamak ve eleştirmek çok daha kolaydır.  Ayıpladığınız veya eleştirdiğinizde, aslında kendi yarattığınız olumsuz duyguları onlara yansıttığınızı hiç fark ettiniz mi? 
 “Onları bana neden oldukları hayal kırıklığı, keder ve acı için affediyorum” demek, incinmenize onların neden olduğuna dair yanılsamaya dayanan, gereksiz bir eylemdir.  Teoriyi (bazıları için) görmek kolay olmasına rağmen, pratikte yapmak kolay değildir.  Başkaları için bu yaklaşım hiç işe yaramaz.  
Diyelim ki; işe giderken birisi treninizi havaya uçurursa ve bir kolunuzu kaybederseniz ve bir süre sonra işe gittiğinizde, sizin yerinize başkasının işe alındığını görür ve maluliyet tazminatına ihtiyaç duyarsanız, sonra da evinizi satmanız ve ailenizi başka bir yere taşımanız gerekirse, o zaman o bombacıya ve patronunuza “affediyorum” demek pek kolay olmasa gerek.  Hatta kalbinizin bundan bahsetmesi bile zor olacaktır.  
Ve gene de bazıları bunu yapabiliyorlar.  Onlar böylesine aşırı durumlarda böyle sözler söyleyebiliyor ve bağışlayabiliyorlar.  Hayat ve insan ilişkileri hakkında mutlak hakikati bazen idrak edebiliyorlar.  İşte işe yarayabilecek birkaç tanesi. 
1.    Kurban olmayı seçmeyin. Evet, zihinsel ve duygusal acınız sizin olaylara yanıtınızdır, sizin eserinizdir.  Kendi içinizde yarattığınız üzüntü nedeniyle, seçim olduğunu görmeseniz bile, bu kişisel bir seçimdir.  Chris Moon, mağduriyet nedeniyle kendinizi nasıl paralize etmemeniz hakkında harika bir örnektir. O kara mayını temizlerken bir kolunu ve bir bacağını kaybetmiştir. Fakat durmamış ve “Mayınları suçluyorum…Mayın döşeyen kişileri suçluyorum…Mayını üreten kişiyi suçluyorum…daha dikkatli olmadığım için kendimi suçluyorum…Ben bir kurbanım...” diye düşünmemiştir.  Sahte bir kol ve bacak takılmış ve Sahra da dahil olmak üzere bir yıllık bir maratonda koşmuştur.
2.    Siz bedeniniz değilsiniz. Muhtemelen en derin, dolayısıyla da en karşı koyan hakikat, fiziksel acınızın size ait olmadığıdır.  O sizin bedeninize aittir ve siz bedeniniz değilsiniz.  Sizinle iletişim kuran bedeninizdir ve siz de onunla kurarsınız, fakat acı içinde olan SİZ değilsiniz, bedeniniz.  Bu nedenle bazı kişilerin ruh halleri, tutumları ve kişilikleri değişmez, hatta fiziksel olarak yaralı bile olsalar.  Sanki daha derin bir yerden bilirler ve eylem yaparlar, gerçek kendilerinden. Sanki onlar fiziksel formlarındayken, kendilerini fiziksel formdan doğal olarak bağımsız kılabilirler.  Çoğumuz için, bu sürekli pratik gerektirir, çünkü kendi formumuzla o kadar özdeşleşiriz ki, bedenimiz olduğumuza inanır ve böyle düşünürüz.  “Benim bedenim” diyen kim?  Siz diyorsunuz.  Dolayısıyla siz varsınız ve bedeniniz var.
3.    Bir şeyler olur biter! Bir şeyler olup biter ve siz bazen bu olup bitenlerin içinde olursunuz.  Hayat böyle. Bunun üstesinden gelin ve ilerleyin. Eğer böyle yapmazsanız, takılırsınız. Hayatınızın ibresi tıpkı eskiden çaldığımız plaklarda olduğu gibi takılır kalır. O zaman plağımızı çalmaya devam ederken başkalarını sıkarız…” Bana neler oldu biliyor musunuz? Çok korkunçtu…çok kötü, çoook kötüüüü.” Böyle yapınca, başkalarının sempatisini çekmek için muhtaç halimizi ve çoook kötüüü hissetme bağımlılığımızı destekleriz!  
4.    Her şeyde fayda var. Bazı insanlar neticede aşikâr hale geleni, yani her şeyin bir nedeni olduğunu, her şeyde alınacak bir ders olduğunu ve her olayda gizli bazı faydalar olduğunu fark ederler.  Bu nedenle de “ Bu bana olmadı. Benim için oldu. Bu olayın önemi nedir, bundan öğreneceğim ders ne?” derler. Düşünmek, bakmak, görmek, idrak etmek, öğrenmek, değişmek ve ilerlemek için zaman ayırırlar. 
5.    Serbest bırakın, boş verin ve özgürleşin. Eğer sahneyi, olayı, sesleri, yanlışlıkla “hata yaptığına” inandığınız başka birisinin imajını bırakmazsanız, eğer sahneyi tekrarlamaya ve olumsuz duyguları yeniden yaratmaya devam ederseniz, buna tamamen tutunuyorsunuz demektir.  Bunu kendi duygusal bağımlılığınızı tatmin etmek için kullanırsınız.  Tutunmak aynı zamanda da içsel bir “eylemi tekrar oynatma” durumuna takılmak demektir, bu ise sadece acınızı daha fazla derinleştirir, kalbinizin derinliklerine taşır. Bu çılgınlık değil midir?  Bundan vazgeçebilir ve hayatınıza devam edebilir misiniz? 
6.    Affetmek bireyseldir. Bazı kişiler affetmeyi bulmak için kalplerinin derinliklerini yeterince deşmeyi imkânsız bulurlar.  Diğerleri bırakmak ve ilerlemek için affetmeyi gerekli bulurlar. Yakın zamanda bir din görevlisi Londra Metrosunun bombalanması sırasında kızını öldürenleri affedemediği için görevinden istifa etti.  Diğer yandan,  bir baba, oğlu bir bıçak saldırısıyla öldürüldüğünde, uzun hapis cezası verilen iki katili affettiği zaman,  şöyle söyledi: “ Nefret edemem. Onları affetmem gerekiyor.  Oğlumu öldüren nefretti. Onların zihinleri çok fazla işkence çekmiş olmalı.” 
Halkın tepkisini şaşırmış bir şekilde şöyle yanıtladı, “Eğer affetmeseydim, ırkçılık ve nefrete hoşgörü ve sevgiyle cevap vermeseydim, bunun oğlumun anısına bir hakaret olacağı aşikârdı.”  O, affetme niyetinde dürüst ve netti.  Bir bakıma, bunu onlar için yapmıyorum. Bunu kendim için yapıyorum.  Bağışlamamak, taşımak için ağır bir yük.  Bunun insanlara neler yaptığını gördüm.  Acı ve öfkeli hale geliyorlar.  İki misli kurban haline gelmek istemiyorum.”
7.    Mutlak bir ruhsal hakikat. Ruhsal bir bakış açısından, sevdiğiniz bir kişinin kaybında birisini affetmeye gerek yoktur, çünkü onları kaybetmezsiniz, çünkü öncelikle onlar hiçbir zaman size ait olmamışlardır.  Gerçekte olup biten onların öldüğü an, koşullara bağlı olmaksızın, sadece onların ölmeleri gerektiği andır.  Burada ruhsal bakış açısına ihtiyacınız vardır, çünkü bu size ruhun o anda, o şekilde bedeni terk etmesi ve kendi eşsiz ve bireysel yolculuğunun bir sonraki kısmına geçmesi gerektiğini hatırlatır. Evet, o anda ve o şekilde olmasının nedenleri vardır, fakat bizim bu nedenleri bilmemiz gerekmez.  Bütün yapmamız gereken onların acısıyla özdeşleşmemek, onlara verebileceğimiz en olumlu, sevgi dolu ve destekleyici enerjiyi vermek ve bırakmaktır.  Bu, gittiklerinde gitmelerine izin vermek demektir.  Hakikatte, onlar gerçekten ölmezler, sadece yollarına devam ederler.  Bu soğuk ve acımasız gibi mi görünüyor?  Aslında bu hakikati yaşadığınızda bunun tersi olmaktadır.  Kederle kendinizi tüketmek yerine, kalbiniz açık ve özgür, sevgi dolu ve şefkatlidir.  Eğer onların gidişleri ani değilse, onlar için tamamen mevcut olabilir ve hayatlarının etrafına bir kurdele bağlamalarına yardım edebilirsiniz. Eğer gidişleri şiddetle doluysa, kalplerinde gücenme ve intikam düşüncelerini taşımamalarına yardımcı olabilirsiniz.  Ve eğer etraflarında başkaları acı çekiyorsa, onların yüreklerini rahatlatmak için hazır olabilirsiniz.  Hayatta kazalar ve tesadüfî olaylar yoktur.  Ve birisinin gidişinden acı çekerseniz, dürüst olalım, gerçekte kimin için acı çekersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder