İncinmeye YEDİNCİ yanıt
Aydınlanma... Demek ki incinme ve affetme hakkındaki mutlak hakikati görmek, bilmek ve yaşamak istiyorsunuz… Bunu ya seveceksiniz, ya nefret edeceksiniz, ya da sadece anlamayacaksınız. Zihninizi çok huzurlu kılmak için biraz zaman ayırın. Huzurun kendi doğanız olduğunu ve “doğal durumunuzda” olduğunuz zaman en güçlü ve en alabilir durumda olduğunuzu hatırlayın. Sonra da yavaşça aşağıdakileri okuyun.
Hiç kimse sizi asla, asla, asla incitemez… Asla. Kendinizi inciten daima kendinizsiniz. Veya öyle görünüyor! Neticede kendiniz bile incitemezsiniz, sadece yanlışlıkla kendiniz olduğunuzu düşündüğünüz yanılsamayı rahatsız edebilirsiniz.
Bu gerçeği görmek için, bilincinizin içinde ne yaptığınızı fark etmeniz gerekir. Bu mutlak gerçeği görmek ve anlamak için, gerçekte kim ve ne olduğunuzu idrak etmelisiniz - form değil, maneviyat; beden değil, ruh. Ancak o zaman insanlar fiziksel şeklinizi, giysinizi veya kişiliğinizi eleştirdiğinde alt üst olmazsınız. Kolay bir seçim değil, fakat yapılabilir.
Hakikati görmek için, düşünce ve duygularınızla, inanç ve algılarınızla özdeşleşmeye son vermelisiniz. Onlar siz değilsiniz; onlar sadece sizin yarattığınız şeylerdir.
Öyleyse burada biraz geriye gidelim ve ne söylendiğini netleştirelim.
İki çeşit incinme vardır; fiziksel olan ve olmayan. Önce fiziksel incinmeye bakalım:
Fiziksel İncinme. Ağrı eşiğini hepimiz duyduk. Atletler eğitimdeyken bunu gözden geçirir ve dayanıklılıklarını denerler. Aslında, herkes bunun nasıl yapılacağını bilir. Akupunkturcular acı duygusunu beyinden uzaklaştırabilirler. Bu, beş duyusu olan ve beyine sinyaller veren bir beden olduğunu, sonra da sizin, bedenin operatörünün, yani patronun mevcut olduğunu gösterir, fakat kanıtlamaz (kendiniz için bunu yapmalısınız). Bu nedenle biraz eğitimle, fiziksel acının ötesine geçmek mümkündür. Hiçbir fiziksel sıkıntıyı kaydetmemek mümkündür. Buradaki anahtar kelime eğitimdir. Fiziksel acının ötesine gitmek, yapmayı hiçbir zaman öğrenmediğimiz şeylerden ayrıdır. Buradaki nokta şudur; acıyı hissetmek önemlidir, fakat duyguyu desteklemeniz gerekmez. Bunun ötesine geçmeyi öğrenebilirsiniz. Fakat önce, bunu onaylamak ve mesaja doğru bir şekilde yanıt vermek hayatidir.
Çoğunlukla geliştirdiğimiz alışkanlık acıyı desteklemek ve acıyla özdeşleşmektir. Zihninizde acınıza neden olmuş gibi görünen durumların imajlarını tekrar tekrar oynatmaya devam edersiniz. Acıyı ayağınıza çarpan taşa atfedersiniz! Son söz şudur; taş SİZİ incitmemiştir, bedeninizi incitmiştir, içinde bulunduğunuz ve can verdiğiniz bedensel formu yaralamıştır, fakat SİZE dokunamaz.
Diyelim ki birisi bedeninize bir bıçak soktu veya başınıza bir tuğla indirdi. Ne yaparsınız? Bununla, bunu size yapan kişiyi suçlamadan, gücenmeden ve hatta o kişiden nefret etmeden nasıl başa çıkarsınız? Burada iki yol vardır. İlk olarak, pek çok kişinin yaptığı gibi, “ bir şeyler olup bitiyor” felsefesini kullanabilirsiniz, doğru tedaviyle yarayı iyileştirebilir, olayın anısını bırakabilir ve ilerleyebilirsiniz. Eğer uzuvlarınızı kaybettiyseniz veya duyularınız hasar gördüyse, bu pek kolay değildir. Alternatifi ne? Olaydan çok sonra bile, fiziksel acınıza duygusal acıyı eklemek.
İkinci strateji biraz daha derindir. Hayatta kazalar veya tesadüfler olmadığını fark edince başlar. Her şeyin bir nedeni ve mantığı vardır. Her ne olduysa, bir sebeple olmuştur. Belki de otomatik pilota bağlanmış rahat hayatınızı sarsmak için olmuştur. Belki öğrenmeniz gereken bir ders vardır. Belki sınanmanız gerekmiştir. Ve o zaman bir sebep mevcuttur. Pek çok kişi sezgisel bir şekilde hayatlarındaki bu örnekleri fark eder ve başlarına ne gelirse zaman içinde bir yerlerde, geçmişteki kendi eylemlerinin harekete geçmiş olduğunu tamamen anlarlar. Aslında bu anlayış durumun efendisi olmanız anlamına gelen, kendi deneyiminizin sorumluluğunuzu almanıza, öfke ve gücenme yaratmamanıza, kendinizi bir kurban gibi görmemenize ve özdeşleşmemenize ve hayatınıza devam etmenize imkân verir. Hatta evrensel tahsildarın uğradığını ve ödenmemiş bir borcu ödeyebildiğinizi bile söyleyebilirsiniz.
Zihinsel ve Duygusal İncinme. Öyleyse hadi diğer çeşit incinmeyi veya başkalarının neden olduğu zannedilen, fakat öyle olmayan acı çekmeye bakalım.
Size kişisel olarak doğrudan acı çektiriliyormuş zannettiğiniz incinme, bir de ikinci-kişi incinmeleri vardır, kendinizi incinmiş hissedersiniz, çünkü başka birisi incinmiş gibi görünmektedir ve siz onların acılarıyla özdeşleşirsiniz. Hatta diğer kişiyi daha iyi hissettirmek için “senin acını hissediyorum” dediğinizi bile duyabilirsiniz. Hakikatin ışığında ilki komiktir, eğer pek çoğumuz başkaları acı çektiği zamanki tek doğrunun acı çekmek olduğu yanılsaması ile uyumasaydık, ikincisine gülebilirdik bile.
Diyelim ki bana aptal dediniz, işime hakaret ettiniz, eylemlerimi eleştirdiniz, niyetlerimi sorguladınız, beni, bir yalancı diye adlandırdınız, yapmamış olduğum bir şey için beni suçladınız. Tabii ki incinmiş hissedeceğimi düşünüyorsunuz. Hatta incinmiş hissetmemin normal olduğunu bile söyleyebilirsiniz. Muhtemelen beni incitmek için sözlerinizi de tasarlamışsınızdır. Dünya benim öfkeli savunuculuğumu haklı bularak göz yumacaktır. Fakat durun bir dakika. Bir seçeneğim var. Sözlerinizle, tutumunuzla incinmemiş hissetmeyi seçebilirim. Tepki göstermemeyi seçebilirim. Hatta “aptal olduğumu düşünebilirsiniz, ama kendimi aptal olarak görmüyorum“ demeyi seçebilirsiniz. “Evet, söylemiş veya yapmış olmak aptalca olabilir, fakat bu beni aptal bir kişi yapmıyor” demeyi seçebilirim.
“Bana bir yalancı olduğumu söyleyebilir veya niyetlerimi sorgulayabilirsiniz, fakat ben yalancı olmadığımı ve ne söylediğimi iyi biliyorum” diyebilirsiniz. Bu seçimleri yapmak güç ve zihin huzuru gerektirir. Biraz pratik gerektirebilir. Fakat bu mümkündür. Hepimiz hiçbir zaman incinmemiş gibi görünen, hiç tepki göstermeyen ve bütün böyle yorumların hiç etkilemediği birilerini tanırız. Bu seçimi yaptığınızda, incinmenizi yaratan kişinin hiçbir zaman bir başkası olmadığını da kanıtlar, bunu yapan daima sizsinizdir. Şimdi bu hakikati biraz daha genişletelim ve diyelim ki aslında hiç kimse hiç kimseyi incitmez. Bu nedenle de affetmeye gerek yoktur. İkna olmadınız, öyle değil mi?
Diyelim ki size “aptal” diyorum. Ve incinmiş hissediyorsunuz. Neden? Çünkü zihninizde kendinize dair “aptal olmayan bir kişi” imajını bulundurmaktasınız. Aslında kendi hakkınızdaki bu imaja, onunla özdeşleşecek ölçüde bağımlısınız. Bu nedenle şimdi, benim yargım, sözcükler formunda size doğru uçuyor ve bunu bilincinizin içine alıyorsunuz ve bu sizin bağımlı olduğunuz ve özdeşleştiğiniz, kendi hakkınızdaki imajınıza zıt olduğu için, duygusal olarak inciniyorsunuz. Sözlerimde gördüğünüz algılanmış tehdide karşı kendinizi, kendi imajınızı savunmaya başlıyorsunuz. Savunmanızın ilk çizgisi öfkenizdir. Buna ego adı verilir. Acı içindesinizdir, size söylediğim “söz sembolü” nedeniyle değil, fakat bununla zihninizde yaptığınız şeyler nedeniyle. Eğer Bay veya Bayan daima Çok Akıllı ve Parlak olma imajına bağımlı olmasaydınız, o zaman aptal denmek sizi rahatsız etmezdi. Sadece aynı fikirde olmazdınız. Aslında kendinize dair bilginin sesiyle yanıtlardınız, evet, bazen pek mantıklı şeyler yapmayabilirsiniz, fakat aptal bir kişi değilsiniz. Netice? Zihinsel rahatsızlık, acı, incinme yok.
Buradaki sırlardan birisi kendinize kendi kişiliğiniz olmadığınızı, eylemleriniz, sözleriniz ve hatta düşünceleriniz olmadığınızı hatırlatmaktır. Onları siz yaratırsınız, fakat onlar siz değilsiniz. Yaratıcı olan sizsiniz. Bu nedenle birisi yargıladığı zaman, bunu kişisel olarak almazsınız. Eğer kişisel olarak alırsanız, bu meselelere (düşüncelere, sözlere, kişiliğe) olan bağımlılığınız nedeniyle kendinizi inciteceksiniz demektir. Acınıza neden olan sizin bağımlılığınızdır. Bunu gördüğünüz ve kabul ettiğinizde, gerçekten de incinmenizin TAMAMININ yaratıcısının siz olduğunuzu idrak edersiniz… Daima, ne durum veya olay olursa olsun. O zaman, tek affetmeniz gereken kişi kendinizsiniz. Daima ve yalnızca kendiniz. Neden? Çünkü sadece gerçek kendinize, asıl size karşı uykudasınız. Yok olmayan, dokunulamayan ve incitilemeyen siz.
Çok ilginç, öyle değil mi? Neden? Çünkü hepimiz tam tersine inanmak üzere şartlanmışız. Bu nedenle diziler seyreder ve filmlere gideriz. Bu nedenle bazılarımız bir tartışma ve çatışmaya can atarız. Böylece hissettiklerimiz için başka birisini suçlayabilir ve acımızı onlara yansıtarak doğrulayabiliriz.Bunu idrak ettiğinizde, hayatınızın ebediyen değişeceğini garanti edebilirim. Hakikatin gücü böyledir. Bunu bir kez tam olarak anlayınca, tüm yapmanız gereken gerçek hayatta pratiğini yapmaktır. Fakat henüz bitirmedik. Bir seviye daha var.
Tüm Yanılsamaların En Büyüğü. Bunu söylemenin veya görmenin başka bir yolu ise incinmediğinizi, fakat egonuzun rahatsız olduğunu fark etmenizdir. “Gerçek kendiniz” incinmemiştir, fakat rahatsızlığınızın nedeni egonuzdur. Gördüğünüz gibi, ego zihninizin ekranında bir imaj yarattığınız (siz zihniniz değilsiniz, fakat bir zihniniz var) ve bu imaja, benlik duyunuzu kaybedecek ölçüde bağımlı hale geldiğiniz zaman olur. Bu kimlik haline gelir. Birisi imaja hücum ettiği zaman, size hücum etmiş gibi görünür ve hissedilir. Onlar bile size hücum ettiklerini düşünebilirler. Fakat etmezler. Onlar bir yanılsamaya hücum ederler. Çünkü siz zihninizdeki bir imaj değilsiniz, siz sizsiniz. Dokunulamaz ve rahatsız edilemez, sürekli huzur, sevgi ve neşe kaynağı olan siz. Fakat gerçekte kim olduğunuzla bağlantıyı, bu farkındalığı kaybettiğinizde ve zihninizde yaratmış olduğunuz bir imajla özdeşleştiğinizde, bu imaja karşı koyan her şey kişisel olarak alınır. Huzur, sevgi ve neşe derhal kaybolur ve zihninizin içinde duygu diye adlandırılan, içsel bir rahatsızlık hissedersiniz! Duygu zihnin ajitasyonu demektir ve zihninizde olan şeyle özdeşleştiğiniz için, bu ajitasyonu hissedersiniz ve söyledikleri/yaptıkları şey nedeniyle bunun kendinize olduğunu düşünürsünüz.
Aslında, size karşı hücumu, yargıyı veya hakareti başlatan kişi de kendi acısından dolayı harekete geçmektedir. Onlar, sizin nasıl olmanız veya yapmanız gerektiğine dair bir imaja sahiptirler. Bu imaja bağımlıdırlar ve özdeşleşmişlerdir ve siz bu imaja göre hareket etmediğiniz veya öyle olmadığınızda, kendilerini üzer ve incitirler. Fakat kendilerini sizin böyle hissettirdiğinize inanırlar. Böylece size bir çeşit intikam için hücum ederler. Gerçekte, onlar çifte yanılsamaya hücum etmektedirler. Basit, öyle değil mi? Tamam, siz bunu basitleştirinceye kadar, biraz karmaşık. Ve bunu kendiniz için ancak kendiniz yapabilirsiniz.
Bunu söylemenin bir başka yolu ise, başka birisini incitmeye çalıştığınızda, sadece kendinizi incitirsiniz. O zaman bu çifte incinmedir, çünkü siz bunu yaparken, derinlerde, bilincinizin en derininde, yaratılıştan ve daima hakikati bildiğiniz yerde, bilinçaltında dokunulamaz ve incitilemez olduğunuza dair hakikate karşı çıktığınızı adeta bilirsiniz. Bu nedenledir ki, birisine karşı duygusal bir patlamadan sonra, sakinleştiğinizde, daima birazcık pişmanlık duygusu vardır. Bu, doğru olana karşı hareket ettiğinizi size bildirmeye çalışan vicdanınızın sesidir. Tabiri caizse, sadece doğanıza aykırı davranmışsınızdır. Bu nedenle, bir hata yapmaktan dolayı kendinizi incitirsiniz. Bu nedenledir ki, hakikate karşı davranarak bir hata yaptığınızı anlar anlamaz, kendinizi hızla affetmeniz ve bir hata yaptığınız için artık kendinizi suçlamamanız oldukça önemlidir. Her şeyden önce, yapılan hata bir an için kim ve ne olduğunuzu unutmak ve bu bilgisizlik nedeniyle eylem yapmış olmaktır.
Neticede hiç kimse hiç kimseyi incitmez ve biz sadece kendimizi incitiriz, fakat ne olursa olsun, hiçbir zaman incitilemeyen gerçek kendimizi değil. Sadece yanlış benlik duyumuzu, egomuzu rahatsız ederiz. Rahatsız edilebilir olmak yanlış bir kavramdır, gerçek özümüz rahatsız edilemez.
Hayata Odaklanabilmek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder